top of page

Pasif Direniş Öyküsü: Bartelby

  • Yazarın fotoğrafı: Özge Yiğitalp
    Özge Yiğitalp
  • 9 Eki 2021
  • 5 dakikada okunur

Kapitalizmin 18. yüzyılda insanlar üzerinde bıraktığı yıkıcı etkileri Bartlebey' nin pasif direnişi ile yorumlayalım!

Hüzünlü bir pasif direniş öyküsü olan Bartleby'i okurken ve anlamaya çalışırken insanoğlu ile özgürlük arasındaki gerçek ilişki karşımıza çıkıyor. İçerisindeki düzenin kalıplarına oturmayan bu adamın, direnişi ve kararlılığı karşısında meraklanmamak elde değil. Bartleby'nin direnişinin hüzünlü yanı figür olarak bize hem çok yabancı hem de çok da yabancı olmayan biri olması. Bartleby hepimizde bir trafik işareti etkisi yaratmaya çalışıyor ve uyanmaya davet olarak yazılmış bir figür olabilir. Kararlı ve hayata karşı isteksizmiş gibi olan tutumu ilk başta onu anlamayı zorlaştırıyor. Bu yüzden eserin tamamını Herman Melville'nin yaşamını ve 19. Yy'ın dinamiklerini, kapitalizmin yani mevcut oyunun çıkmazlarını bir arada değerlendirmekle işe başlamak, buradan eserin bizi götürmek istediği noktaya kadar ilerlemek istiyorum. Sonra ise soru özelinde Slavoj Žižek'in özgürlük yaklaşımı doğrultusunda, onun da sıklıkla kullandığı “Yapmamayı tercih ederim.” 'in ne anlama geldiğine göz atacağım.


Anlatıcı avukat, günün belli saatlerinde sinirlenen ve yoğun işlerden dolayı huyları belli, karakteristik özelliklere sahip çalışanlarından bahseder. Bu garip huylar, aslında değerlendirmeye oldukça açıktır. Sistemin, mekanik olmanın ve çalışmanın insanların hayatındaki etkilerine göz atmamızı sağlayan betimlemeler ile başlar hikaye. Bu iki çalışan ve avukat aslında bize bizi anlatır. Kapitalist düzende materyal şeylerin durumuna bağlı olarak kişisel mutluluklar ve hayatlar tertiplenmiştir. İnsanoğlu olarak bunun içinde doğmadık ama hala bu düzenin varlığında yaşıyoruz. Sosyalist, Kominist, diğer sistemlerin başarısızlığı ve henüz kapitalizmin çürütülmemiş olması dolayısıyla da hala aynı sistemin çarklarındaki dişlileriz.

Avukatın bürosunu ısrarla işgal eden, apartmandaki insanların artık tehlikeli bulduğu Barthely, hukukun ve yasaların onu yine bir düzene sürüklediği ile karşılaşır. Şimdi burada özgürlük kavramını açmak ve hukuken özgürlüğün ne demek olduğunu anlatmak gerek. Özgürlük sınırsız değildir. Haklarımızı kullanırken sınırlar ile karşı karşıya kalırız ve bu sınırlar da toplum düzeni, genel ahlak, başkasının hak alanı gibi sınırlardır. Hukuk düzeninde de istediğin zaman istediğin şeyi yapabilme özgürlüğüne sahip değiliz. Toplum sözleşmesinden kaynaklı ve kaosu ortadan kaldırmak amaçlı devlet kuruluyor, özgürlükler devrediliyor kalanlar ise sınırlı kullanılıyor. Ve hukuk da bu özgürlükleri sınırlandırıyor. Bartelby’nin hikayede bu sınırlara ne kadar yakın bir temasta bulunduğunu gördük. Büroyu işgal etmesi, insanların yaşam alanında yaşamaya başlaması, düzende rolü olan devlet ve devletin koruyucuları tarafından kabul edilmez. Avukatın işleyişini aksatınca onun özgürlük alanına giriyor dolayısıyla sadece hikayede çalışmama odaklı bir direniş yok. Dolayısıyla sosyal toplum olarak hukuk sisteminin inşası yapıldı ve zaten özgürlüğün bir kısmı rafa kalktı. Sosyal dünyada, hukukun var olduğu ve bir de üzerine kapitalist dünya düzleminde özgürlük Bartelby’in hayat hikayesinin sonucu gibi keskindir. Yani özgürlük toplumdan yalıtılmamış halde mümkün değildir. Tercihleri yapabilmesi ve başkalarının tercih yapmaması kapsamına girmeliyiz.


Kendisine verilen işleri redden Bartleby’i sadece çalışma özgürlüğü kapsamında değerlendirirsek bir şeyler havada kalır. Çünkü o sosyal olan tercihler de yapıyordu. Mesela bir süre sonra yemek yememek veya olduğu yeri terk etmemek gibi. Pratikte sosyalist bir toplumda devlet için çalışmak en büyük gerekliliktir hatta bir tık ilerisi tahakküm ilişkisi söz konusudur. Etik ve ahlaki anlamda yanlış olan bu düzen içerisinde özgürlük pratikte imkansızdır. Oysa komünizm özgürlük vadediyordu. Kapitalist topluma yani 19.yy Wall Street’ine gelecek olursak burada ise teoride çalışmamak mümkün iken pratikte bunun sonucu Bartelby’nin hapishane serüvenine benzer bir sonuçtur.


Sistemin çok başlangıcında daha bu oyunu oynamak istemediği ya da daha doğru bir ifade ile tercih etmediği tüm her şeyi yapmaması direniştir. Ancak belirtmekte fayda var ki Bartleby sadece bu kapitalist sisteme yönelik bir direniş içinde değil. Yani sadece ekonomik anlamda pasif ve sisteme yararı olmayan, yapılması istenen işleri yapmayı reddeden bir Bartleby yok, aynı zamanda bir de sosyal olarak da angarya işleri gazete okumayı, yemek yemeyi tercih etmeyen bir Bartleby var. Burada da çalışmama özgürlüğü gibi sosyal olan birçok şeyin özgürlüğünün tezahürü var. Seçim yapma konusunda usta olan Bartleby var.


Onu gündelik hayattaki bir insan gibi, bizler gibi algılamak zor çünkü geçmişi yok. Bu ise çok daha büyük bir ilgi ve merak yaratıyor. Daha sonradan bu gizem çözülüyor ama onu anlamak zaten çok kolaylaşıyor, hikayedeki imgeler imdada yetişiyor. Bartleby'nin eski işi; hikaye sonunda belki de onun bizlere uzak bir karakter olmadığını, bir trafik levhasından, uyarıcı imgeden biraz daha fazla olduğunu gösteriyor. İlk okunulduğunda acaba geçmişi var mı ve varsa bu kararlı tutumuna neden olabilecek bir etken var mı diye meraklanılır. Mesela burada joker karakterine değinmek istiyorum. Repliklerinde bir yerde kötü bir gün kadar uzaktır insan delirmeye der. Bartleby’deki direniş kötü bir işten çıkarma gününden kaynaklı ama daha derin bir direniştir. Ölü mektupları merkezindeki işinden sonra avukatın yanında katip olarak işe başlar. Her zaman oldukça düzenli ve çalışkan bir çalışandır. Hikayede bu detay veriliyor olmasaydı da insanların okuyunca bence kendilerini Bartelby’e yakın hissetmeleri, onun imgeden bir tık fazla bir de insan olduğunu kavramak zor olmazdı.


Slavoj Žižek’in de düşüncelerine benzer olarak şunu söylemeliyiz ki sermayeye hayatını adayan insanlara, karakteri ve yaşayışı sisteme oturmuş insana, sistem içinde özgürlüğü ve özgür olup olmadığını anlatmak zor. Dolayısıyla Melville, katip Bertleby ile özgürlüğün tercihler ile olan yakın bağlantısını çok kısa bir öyküde anlatır. Melville çok sevdiği denizler olan tutkusu yerine düzenin gerekliliği nedeniyle 19 yıl boyunca memur olarak karada yaşamıştır. Psikolojik anlamda ona çok iyi gelecek denize hasret kalmıştır, burada aynı Wall Street duvarlarına bakan gökyüzüne hasret katip Bartelby ile yazarı özdeşleştirebiliriz. Ama hikaye bize daha çok şey anlatır.


Hikayedeki mekana ve zamana yönelik bir değerlendirme yapmalıyız. 19. yy Wall Street'in doğuş zamanıdır. Bartleby'nin “Yapmamayı tercih ederim.”'i sarf ettiği mevcut düzen; kapitalizmin erken dönemidir ama kendisidir. Şimdi de yaşadığımız yüzyılda kapitalizm var ve sorunlar gündeme geliyor, çürüyüşü uzun sürüyor. Wall Street İşgali sisteme karşı günümüzün direnişi idi. İşte Bartleby'nin de yaptığı tam anlamıyla erken, pasif bir direniş idi. Sivil itaatsizlik'in bir görünümü olarak basit direniş adına her ne dersek diyelim çok kuvvetli bir baş kaldırıdır. Hikayede avukatın da dikkat kesildiği ve kendini sorguladığı nokta budur, burayı Borges'in şu sözüne de bağlayabiliriz: “Bir tek kişinin usdışı olması, öteki bütün insanların ve evrenin de onu izlemesi için yeterlidir.” Okuyucular ve avukat tüm hepimiz bu noktada Bartelby’nin eylemsiz, pasif ve zararsız direnişine kulak kesiyoruz.


Bu noktada özgürlük seçim yapabilme ve alternatifleri tercih etme demek ise Bartelby bir tercih yapıyor, diğer tüm insanlar aslında tercih yapmıyor. Bu sistemde ve düzlemde Bartleby'nin tercihlerinin sonu her ne kadar hüzün dolu da olsa, sistemde tercih yapan tek insandır. Çünkü sistemden bağımsız olma diye bir şey yok, bağımsız olmaya giden süreçte Bartleby düzen koruyucularınca yine bir hapishaneye konulur ve burası da kendi içinde yine bir düzendir. Ve burada da yok olarak yani ölerek sistemde var olmamayı tercih etmiştir. Ama yine de bu bir tercihtir bunu unutmamak gerekir. Bizlere ancak ölerek ya da doğmayarak bu sistemde özgür olunur demiştir. Ayrıca hikayede avukatın dikkatini çeken katip kesinlikle onu anlamaya çalışan biri idi. Bürosundaki diğer insanlar ve tüm dünyanın geri kalanı bira içtiklerini, kafede dinlendiklerini, çalıştıklarını seçim zannediyorlar ama bunu tercih etmiyorlar. Bunu tercih ettiklerini söyleyebilecek bir özgürlükte değiller.


Avukatın "Asıl mesele, benim Bartleby’nin beni bırakacağını varsaymam değil, onun bunu yapmayı yeğleyip yeğlemeyeceğiydi. Varsayımlardan ziyade, neyi yeğleyip neyi yeğlemediğine dayalıydı onun yaşamı." sözü belki de Bartelby'nin özgürlük ve seçimler ile alakalı yaşamını gözler önüne seriyordu ve kullandığı dil de kesinlikle özgürlüğün dili idi. Motto haline gelen tümce kesinlikle olumsuz bir tutumdan ziyade onun tercih yapmasına yönelik sözlerdir. Yani o dil özgürlüğü ifade etmede aracı olan dildir. Slavoj Žižek’in de yöneltilmiş olan sorudaki sözlerini bir kez de daha farklı bir şekilde yorumlarsam, özgürlüğümüzü ifade edebilecek bir dilimiz olsaydı, özgür olmazdık. Yukarı da toplumdan yalıtılmadan özgürlüğün mümkün olmadığını, hukuk devletleri ve sosyal toplumlar kapsamında değerlendirdik. Tamamen toplumdan yalıtılmış halde bir özgürlük mümkündür.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page